2010 yılı bütçesi üzerine ilk yazım...
Bilindiği gibi, 17 Ekim Cumartesi gününe kadar 2010 yılı bütçesinin TBMM’ye sunulması anayasal bir zorunluluktur. Son yıllarda üç yıllık bütçe projeksiyonlarını içeren Orta Vadeli Mali Plan’ın önceden açıklanması nedeniyle eski heyecanı yaratmıyor ama bu yıl söz konusu planları IMF'ye sunan ekonomi yönetiminin, IMF teknik heyetinin programla ilgili görüşlerini bu tarihe kadar beklediği yönündeki haberler bir bekleyiş de yaratmış olabilir.
Ancak bütçe süreçlerini iyi bilenler büyüklükler üzerindeki değişiklik için son tarihin bu olmadığını, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda da bütçe tasarısı üzerindeki görüşmeler sırasında istenen değişikliklerin yapılabileceğinin herhalde farkındadırlar. Mesela geçen yıl görüşmeler 23 Ekim’de başlamış ve yaklaşık bir ay kadar sürmüştü. Dolayısı ile 17 Ekim’e kadar IMF ile anlaşma konusunda bir gelişme olmasa bile, taraflar aksi yönde net bir açıklama yapmadıkça, bu konudaki beklenti sonraki günlerde ayakta tutulmaya çalışılabilir. Bu tespitleri yaptıktan sonra, hafta içinde açıklanan Eylül ayı bütçe gerçekleşmeleri ışığında mevcut gidişatı değerlendirip, 2010 yılı beklentilerini ele alacağım.
Eylül’de faiz dışı denge 4.48 milyar TL ve bütçe dengesi 9.48 milyar TL açık ile geçen yılın aynı ayına benzer sonuçlar vermiş, böylece ilk bakışta aylardır devam eden bütçe dengelerindeki bozulma eğiliminin durduğu gibi bir görüntü vermiştir. Ancak, daha önce açıklanan nakit bütçe gerçekleşmelerinden bildiğimiz üzere Eylül’de GAP yatırımlarında kullanılmak üzere 1 milyar TL bütçeye gelir olarak yazıldığından, bu tür kalemleri hariç tutan program tanımlı veriler, önceki aylara göre daha sınırlı da olsa, bozulmanın devam ettiğini yansıtmıştır.
Hesaplarıma göre, GSYH’ya oranla son 12 aylık faiz dışı açık yüzde 1’den yüzde 1.1’e, bütçe açığı ise yüzde 6.1’den yüzde 6.2’ye yükselmiştir. Zaten, OVP’de yer alan tahminler yıl sonunda bu değerlerin sırası ile yüzde 2.2 ve yüzde 6.6’ya çıkacağı yönündedir. Bozulma eğiliminin hız kesip kesmediği takip eden aylarda daha net olarak anlaşılabilecekken, böyle bir eğilimin oluşumu 2010 yılı hedefleri (özellikle gelirlerdeki toparlanmaya güvenildiğinden) açısından kritik önemde olacaktır.
Eğer bir son dakika değişikliği olmazsa, 2010 yılı bütçe büyüklüğü önceki yıla göre yüzde 7.5 artışla 286.8 milyar TL olarak 17 Ekim’de meclise sunulacaktır. En zorlu hedef ise, 2009 yılında 62.8 milyar TL’ye ulaşacağı tahmin edilen bütçe açığını 50 milyar TL civarına indirmek olacaktır. Bütçe açığında GSYH’ya oranla beklenen 1.7 puanlık iyileşmenin 1.5 puanının vergi gelirlerinde öngörülen toparlanmadan kaynaklanması beklenmektedir.
Bu yıl rekor düzeye (GSYH’nın yüzde 22.3’ü) fırlayan faiz dışı harcamaların ise aynı düzeyde kalması planlanmaktadır. Bu yıl bütçe eğilimleri açısından iki alandaki belirsizliklerin ne şekilde seyredeceği önemli olacaktır. Birincisi, dolaylı vergiler açısından belirleyici olan, ekonomik aktivitede şimdilik yavaş ve kademeli gerçekleştiği gözlenen toparlanma eğiliminin, olası seyri olurken, ikincisi de IMF ile bir stand-by anlaşması yapılıp yapılmayacağı olacaktır.
Bir anlaşma durumu, ne kadar esnek olursa olsun, mevcut duruma göre mali disiplinde kalıcı iyileşme vaadettiğinden olumlu görünürken, OVP ile yola devam durumu bu konudaki kaanatin uygulamaya bağlı şekillenmesini getirecektir. Bu bağlamda, OVP’de çizilen mali çerçevenin içinin dolmaya başlayıp başlamayacağının ilk işaretlerinin 2010 yılı bütçe tasarısının gerekçelerinden okunmaya başlanması gerekli görünmektedir.
Haluk BÜRÜMCEKÇİ Fortis Bank Başekonomisti
|